Gönderen: Ruhdoktoru | Ekim 28, 2009

Kadınlardan Etkilenen Erkekler Aptallaşıyor Mu?

Johan Karremans ve meslektaşlarının Hollanda’da yaptıkları araştırma, karşı cinsiyetle kurulan etkileşimin bilişsel fonksiyonlarda geçici bir düşüşe neden olduğunu ortaya çıkardı.

Yapılan iki çalışmada, katılımcılar ya aynı ya da karşı cinsten bir kişiyle etkileşime girdi (aynı ortamda vakit geçirdi). Ve hem bunun öncesinde hem de sonrasında kendilerinden bilişsel bir görevi (cognitive task) tamamlamaları istendi.

İlk çalışmada 40 erkek katılımcı, aynı cinsiyete nazaran karşı cinsiyetle olan etkileşimleri sonucunda bilişsel görevlerinde (işler belleğin-working memory- sürekli güncelleşmesini gerektirir) daha kötü bir performans gösterdiler. İlginç olan şu ki bu etki, katılımcının bekar ya da romantik ilişkiye sahip olmasından bağımsızdı. Ayrıca katılımcı, karşı cinsten daha çok etkilendiğinde bu etkinin gücü de aynı doğrultuda artıyordu.

İkinci çalışmada, araştırmacılar etkileşimler için bir grup (ilk çalısmadaki gibi) kullanmadı. Onun yerine birbiriyle etkileşimi olan 53 erkek ve 58 kadından oluşan üniversite öğrencileri katılımcı olarak belirlendi. Erkekler bu kez de görev-değiştirme (task-switching) ve ketleme (inhibition) gerektiren daha yüksek bilişsel görevlerin performanslarında azalma gösterdiler. Bununla beraber erkekler, aynı cinsiyetle etkileşime göre karma cinsiyetle olan etkileşimlerinde daha yüksek seviyede izlenim idaresi (impression management) gösterdiler (insanları etkilemek için gösterilen bilinçli/bilinçsiz çaba).

Şunu da eklemek gerekir ki; kadınların ancak karşı taraf üzerinde etki bırakmak istediklerinde, karma cinsiyet etkileşimlerinden sonra bilişsel performanslarında azalma gözlendi.

Tüm bu sonuçlar, karma etkileşimlerde bir faktörün bilişsel fonksiyonları azaltan etkiye sahip olduğunu öne sürmekte. Fakat asıl merak konusu bu etkiye neden olan şeyin ne olduğu.

Araştırmacılar bu etkinin belki de karşı cinse olan öz-sunum (self-presentation) endişeleri nedeniyle gerçekleşebileceğini öne sürüyor. Çünkü izlenim idaresi kolay birşey değildir (sürekli kontrol etme ve buna uygun davranma için dikkatli bilişsel kontrol gerektirir). Çok efor gerektirip, bilişsellik isteyebilir. Böylece bireyin bilişsel kaynakları tükenir ve etkileşim sonucu bilişsel performansında azalma olabilir.

Bu etkinin kadınlara kıyasla neden erkekler için daha çok vurgulandığına gelince, uzmanlar şunu söylüyor: “Eşleşme-oyunu (mating-game)  bakımından, erkekler kadınlara göre karşı cins etkileşimlerini daha fazla dikkate alırlar. ” ve bu sebeple, “karşı cins üzerinde etki bırakmak için daha çok efor sarfederler.”

Araştırmacılar alternatif bir açıklama daha sundular; geleneksel cinsiyet rolleri, erkeklerin karşı cinsle olan ilişkilerinde teşebbüsü başlatan olması gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle erkekler bu beklentiler doğrultusunda daha fazla bilişsel kaynak kullanıyor olabilir.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Journal of Experimental Social Psychology

42-23010726Marcus Buckingham ve Curt Coffman’ın yazarlığını yaptığı ve çok satanlar arasında yer alan First, Break All the Rules adlı kitapta yazarlar, en üretken çalışanları çeken ve kendi bünyelerinde barındıran güçlü iş yerlerini ölçecek bir yol bulmak için Gallup Organization’la birlikte çalışmalar yaptı.

Çalışmalar sonucunda 12 sorudan oluşan bir liste elde ettiler. Bu sorulara eğer çalışanlar ‘evet’ yanıtı veriyor ve iş yerlerinde de mutluysalar, bulundukları iş pozisyonunda en yüksek seviyede üretkenlik, kâr, ve müşteri memnuniyeti elde etme eğilimleri bulunuyor (bu da çalışanların nasıl hissettiği ve nasıl performans gösterdiği arasında bir ilişkinin varolduğunu gösterir).

Bu liste özellikle daha üretken ve daha mutlu çalışma ortamları oluşturmak isteyen müdürler için oldukça faydalıdır. Ayrıca iş arayan ya da iş veren konumunda olanlar için işyerlerini ve iş ortamını değerlendirebilecek kriterler sağlar.

Üstelik işinizde mutlu değilseniz problemi belirlemenizi sağlamak için bu listeye bakabilirsiniz. Size durumunuzu geliştirmek adına stratejiler önerebilir. Şüphesiz herşey sizin kontrolünüz dahilinde değildir; ama belki de patronunuz için bu belirlemeleri yapabilirsiniz. Örneğin #2’nin cevabını ‘hayır’dan ‘evet’e değiştirmek ya da #3’teki sorumluluklarınızı kaydırmak için. Hatta #10’i elde etmek için efor sarfedebilirsiniz.

  1. İşte benden tam olarak ne beklendiğini biliyor muyum?
  2. İşimi doğru bir şekilde yapabilmek için gerekli materyal ve ekipmanlara sahip miyim?
  3. Her gün, en iyi yaptığım şeyi yapmak için fırsatım var mı?
  4. Geçtiğimiz son 7 gün içinde, yaptığım iyi bir iş için kabul ya da övgü aldım mı?
  5. Supervizörüm ya da işten biri beni bir birey olarak önemsiyor mu?
  6. İş yerinde gelişmemi ve ilerlememi cesaretlendirecek biri var mı?
  7. İş yerinde sunduğum fikirler göz önünde bulunduruluyor mu?
  8. Çalıştığım şirketin amaç ve görevi, işimin önemli olduğunu hissetiriyor mu?
  9. İş arkadaşlarım kaliteli iş yapmaya önem veriyor mu?
  10. İş yerinde iyi bir arkadaşım var mı?
  11. Son 6 aydır işten biriyle ilerlemem hakkında konuştum mu?
  12. Geçtiğimiz yıl işte öğrenme ve gelişme fırsatım oldu mu?

İlk sekiz sorunun, işin sonuçlarıyla (üretkenlik, karlılık, elde tutma ve müşteri memnuniyeti) güçlü ilişkileri vardır. Diğer bir ilginç çalışma sonucuna göre ise insanların çalıştığı yerle ilgili fikrini şirketin genelinden ziyade birebir muhatap olduğu patronu belirliyor. Bundan dolayı çalışanların doğrudan yöneticisi en kritik unsurdur- para, fayda, ek gelir ya da en tepedeki karizmatik liderden de öte.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: The Happiness Project

Gönderen: Ruhdoktoru | Ekim 5, 2009

Besin ve Beyin

Konu beslenmeye geldiğinde herşeyin kalorilerle ilgili olduğu düşüncesine kapılabilirsiniz. Sadece bel ve kalçanızı ölçüyorsanız bu fikir doğru olabilir.

Fakat zihinsel sağlığınızı dikkate alıyorsanız bilim adamları farklı bir konu üzerine dikkatimizi çekiyor: ‘doğru çeşit yağ tüketimi’. Bu demek değildir ki kekin içindeki yağın gramını inceleyin ya da haftada kaç kez kırmızı et yediğinizi hesaplayın. Bu konu, beyninizin rutin işleyişi için gerekli yağları tüketmenizle ilgili.

Beyin ve sinir hücrelerinin etrafını saran ince tabaka, yağlardan oluşur. Hislerimiz, düşüncelerimiz ve vücudumuza verilen direktifler; sinyaller şeklinde bu hücreler ve onların yağdan yapılmış uzun kolları boyunca ilerler.

Fakat bu, herhangi bir yağ değildir. Omega-3 yağ asitleri, beynimizin temel yapı bloklarını oluşturan maddelerden biridir. Çoğunlukla deniz ürünlerinde; ayrıca ceviz, lifli yeşillikler ve keten tohumu gibi kalp-damar sağlığını yükselten ve kansere karşı koruyucu olan çoklu doymamış yağlarda bulunur.

Aynı zamanda Omega-3 yağ asitleri, çeşitli zihinsel bozukluklara dikkat çeken zihinsel süreçlerde önemli bir azaltıcı faktör olarak görülür. Beyin hücrelerini çevreleyen zarın yaklaşık %20’si yağ asitleri içerir ve beyin sinyallerinin hızlı bir şekilde hareket etmesi için büyük bir önem taşır.

Araştırmalar gösteriyor ki, zengin omega-3 içeren yiyecekleri tüketen ülkelerde; depresyon, intihar, bipolar bozukluk, doğum sonrası depresyon ve cinayet oranları düşük bulunmuştur.

42-21940995Hücre zarındaki yağ asitleri beslenme yoluyla belli periodlarda yenilenmelidir. Ve bu dengeyi kurmak zordur. Omega-3, omega-6 denilen gerekli olan diğer bir grup yağlarla hassas bir denge içinde var olur.

Sorun şu ki özellikle Amerika’da omega-6 çok fazla tüketilirken, gerekli olan omega-3’ü yeterince tüketilmez. Omega-6 yaygın olarak kullanılan birçok bitkisel yağda mevcuttur. Birçok bakkal ve markette bulunan omega-6’nın çokça tüketildiği kek ve kurabiyeleri düşünün, sonsuza dek taze kalacakmış gibi görünürler.

Ulusal Sağlık Enstitüsü’nden psikiyatrist Joseph Hibbeln, beslenmedeki yüksek miktardaki omega-6’nın A.B.D’nin karşı karşıya olduğu en önemli sağlık problemlerinden biri olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca, soyafasülyesi yağı tüketiminde artış oldu. Kişi başına yıllık tüketim Amerika’da yaklaşık 11kg. “Soyafasülyesi yağının vücudumuz ve beynimiz için yararlı olduğuna dair bilgiler mevcut” diyen Hibbeln, depresyonda ani yükselişi de içeren birçok sağlık probleminin beslenmemizdeki radikal değişikliklerden olabileceğini belirtiyor.

Bir dahaki sefere markete gittiğinizde krakerlerin, kurabileyelerin ve hatta fıstık ezmesinin içeriğine göz atın. Muhtemelen soyafasülyesi, keten tohumu veya mısır yağı ile paketlenmemiştir. Onun yerine, beyninize ya da modunuza bir iyilik yapın ve ceviz ya da balık yeyin.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Psychology Today

Gönderen: Ruhdoktoru | Eylül 18, 2009

Öğrenciler Neden Başarısız Olur

42-16491027Psikolojik olarak önemli bütün dürtü ve amaçlar 16 evrensel yaşam dürtüleri kombinasyonuna indirildi (“The Normal Personality”). Herkes bu yaşam dürtülerini benimser fakat bireyler bunlara farklı önem sıraları verir. Bir bireyin 16 yaşam dürtüsüne verdiği önem sırası, onun doğal çevresinde nasıl davranışlar sergilediğini çıkarsamamıza yardımcı olur. Bizim bu yaşam dürtüleriyle olan işimiz ise; örneğin okuldaki başarısızlığa neden olan altı yaygın dürtüyü belirlemek. Düşük notlar alan herhangi bir öğrenci bu dürtülerden biri ya da fazlasına sahip olabilir. Herbir dürtü müdahale için farklı bir etkiye sahiptir.

Başarısızlıktan Korkmak. Kimse başarısız olmaktan hoşlanmaz, fakat çoğu insan bu deneyimi önemsemez ve yoluna devam eder. Buna rağmen küçük bir öğrenci yüzdesi, başarısızlığı müthiş yıkıcı bir unsur olarak görür. Başarısız olma ihtimalini ele alıp bunun yerine hiç denemeyince daha az incindiğini düşünen bu öğrenciler, hiç efor sarfetmeyip kendilerini geri çektikleri için başarısızlığa eğilimlidirler. Ebeveynler ve öğretmenler, çabalarını artırmaları ve notlarını yükseltmeleri için onları nazikçe cesaretlendirmelidir.

t42-176910221İlgisizlik. İlkçağlardan beri her eğitimci filozof, insanın öğrenmek için doğal bir merak ve bundan zevk alma kapasitesiyle doğdunu söyler. Ama tümü yanılır. Gerçek şu ki, öğrencilerin kısıtlandıklarında çığlık atmadan ne kadar dayanabilecekleri büyük ölçüde değişiklik gösterir. Ve onlar, eğitim kitapları hususunda doğuştan meraksız olduklarını düşünmekten nefret ederler. Bir orta okul öğrencisi: ”Neden birşeyi öğrenmek zorunda olduğumda kullanabileceğim bir hap icat etmiyorlar? diye soruyor. Bu öğrenciler, entelektüel aktivitelerden, teorilerden ve soyutlamalardan sıkılırlar. Ebeveynler ve öğretmenlerin bu öğrencilere bazı dışsal teşvik ediciler kullanmaları gerekir. Madem ki derin düşünme birçok meslek için gerekli değildir, bu öğrenciler okuldan ziyade hayatta pek çok şey başarabilir.

Kaygısızlık. Öğrencilerin doğası gereği başarıya verdikleri değer de anlamlı düzeyde değişiklik gösterir. Başarıya büyük önem verenler çalışkanlardır, belkide işkolik olmak kaderlerinde vardır. Kimileri de başarıya önem vermezler, kaygısız kalırlar ve boş vakitlerle ilglilenirler. Bu öğrenciler okulda başarısızdır çünkü iyi olmak için hiçbir şey yapmazlar. Okulda ve sonraki mesleklerinde başarısızlık eğilimleri vardır. Ebeveyn ve öğretmenler bu öğrencilerden tam ve sıkı bir beklenti içinde olmalı, akademik eğitimleri için motive edici dışsal teşvik ediciler sağlamalıdır.

Düzensizlik. Öğrencilerin önem sıraları da büyük farklılıklar gösterir. Bazıları durağan, tahmin edilebilir ve düzenli bir günlük yaşamın rahat olduğunu düşünürken, bazıları da kendilerini sınırlamak yerine yüreklerinin götürdüğü yere gitmeyi tercih ederler. Bu öğrenciler düzensiz ve yetersiz olma eğilimi gösterir. Bazı öğretmenler bu öğrencileri itinasız, pasaklı olarak görebilirler. Ebeveyn ve öğretmenler onlara yetenek ve becerilerini organize etmeyi öğretmeliler.

Hırçınlık. Bazı öğrenciler problemlerden uzaklaşmak için öfke ve utangaçlıktan hoşlanmaz. Bazıları da kavgacı ruhlarıyla gurur duyar ve birçok kavgaya, tartışmaya ve münakaşaya bulaşır. Kavgalarla oyalandıkları için okulda başarısızdırlar. Bu öğrencilerin ebeveyn ve öğretmenleri onların kavgacı ruhlarını sosyal olarak uygun aktivitelere (spor gibi) yönlendirmeleri gerekir.

Çıkarcılık. Birçok insan çıkarcıdır. Yeni bir fırsatla karşılaştıklarında sözlerinden dönmeyi hata olarak görmezler. Bu öğrenciler görevden kaçabilir. Örneğin ödevleri kontrol edilmezse yapmazlar ya da öğretmen bakmayınca kopya çekebilirler. Öğretmenleri onları sorumsuz olarak tanır. Ebeveyn ve öğretmenleri bu öğrencilere etik sınırlar dahilinde katı kurallar koymalıdır.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Parenting

Gönderen: Ruhdoktoru | Eylül 14, 2009

Durun ve Çiçekleri Koklayın – Kokular Stresi Azaltıyor

Kendinizi stresli mi hissediyorsunuz? O halde limon, mango, lavanta ya da diğer güzel kokulu bitkileri koklamayı deneyin. Japonyadaki bilim adamları sunulan ilk bilimsel kanıtlarla, bazı kokuları tenefüs etmenin gen aktivitesini ve kanın kimyasını değiştirdiğini ve bu durumun da stress seviyesini düşürdüğünü buldu.

Yapılan yeni çalışmada Akio Nakamura ve meslektaşları, insanların eski zamanlardan beri belli bitkilerin kokusunu depresyona karşı, ateş düşürmek, stresi azaltmak ve de uykuyu getirmek için kullandıklarını söylediler. Alternatif tıp yöntemlerinden biri olan aromaterapi, duygudurumu ve sağlığı iyileştirmek için çeşitli kokulu yağların kullanıldığı popüler bir yöntemdir. Linalool, duygusal stresi hafifletmek için kulanılan en yaygın koku moleküllerinden biridir. Fakat, şu ana kadar linalool’un vücudumuza olan etkisi derin bir gizemdi.

Bilim adamları laboratuvar farelerini linalool kokladığı ve koklamadığı durumlarda strese maruz bıraktı. Linalool, bağışıklık sisteminde kilit rol oynayan nötrofil ve lenfositlerin yüksek stres seviyelerini normale yakın seviyeye indirdi. Ayrıca linalool koklamak stresli durumlarda aktivasyonu artan 100’den fazla genin aktivitesini azalttı. Araştırmacılar, stresi azaltabilen kokuları belirlemek için yeni kan testlerini temel aldıklarını belirtiyor.

42-18334557Bizim kültürümüzde de eskiden beri güzel kokular ve yağlar önemli bir yere sahiptir. Akıl hastalarının tedavisi hususunda Evliya Çelebi bir örnek olarak şu bilgileri verir. “Yapılışından birbuçuk asır sonra Edirne’de II. Bayezid tarafından tesis edilmiş bulunan vakıf hastahanenin akıl ve ruh hastalarına mahsus bimârhane kısmını gezen Evliya Çelebi burada çiçek yetiştirilerek, onların güzelliği ve kokusuyla hastaların tedavi edildiğinden, bu maksatla bilhassa lâle, sümbül, reyhan, karanfil, nesrin, yasemin, deveboynu çiçeklerinin kullanıldığından… çok iyi netice verdiğinden ” bahsetmektedir.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: ScienceDaily

Kaynak: İ. Erol Kozak, a.g.e. s. 24.

Gönderen: Ruhdoktoru | Eylül 12, 2009

Mikro Yüz İfadesi ve İyi Bir Yalancı

İnsanlar size yalan söylediğinde anlar mısınız? Yoksa iş işten geçtikten sonra anlamadığınız için pişman mı olursunuz? Belli bir eğitim sayesinde siz de doğru ya da yalanı ayırtedebilirsiniz.

02112010131Mikro yüz ifadesi, duygularımızı bastırmaya ve saklamaya çalıştığımız zaman oluşan kısa süreli bir yüz ifadesidir. Eğer bastırma işlemi tamamen yapılamıyorsa, duygular yüzde hızlı bir şekilde belirir. Bazen bu olay, saniyenin 1/125’i kadar kısa bir süre içinde gerçekleşir. Çoğumuz bu ani yüz ifadesini kaçırmamıza rağmen, eğitim alarak %85 oranında mikro ifade tanıma işlemi geliştirilebiliyor (http://www.paulekman.com/mett.html).

Mikro yüz ifadeleri, kişinin saklamaya çalıştığı duyguları ortaya çıkarır. Ayrıca mikro ifadeyi doğru tanımlama size bu duygunun ne olduğunu da söyler. Bu duygu söylenen yalanla ilgili olabilir de olmayabilir de.

Örneğin, bir korku mikrosu ortaya çıkabilir çünkü kişi daha sonra yakayı ele vermekten korkabilir. Fakat masum bir insan da korkabilir. Bu korku gerçek ya da aldatmayla tamamen ilişkisiz olabilir. Örneğin, kişinin evden birkaç saat erken ayrıldığında ocağı kapamamış olabileceği aklına aniden gelmiş olabilir.

Mikro ifade kişinin ne hissettiğini bize söyler fakat neden böyle hissettiğini söylemez. Başkalarının duygularını yorumlama, neden böyle hissettiğini bilme ve ne hissettiğini bilme, doğru yalan tespiti için gereklidir.

lie_to_me2Son zamanlardaki ” Lie to Me” adlı TV dizisinde, uygun bir mikro yüz ifadesi ortaya çıktığında dizideki karakterler anında şu tepkiyi veriyor: “Yalan söylüyor!”. Ne yazık ki bu durum, yalanı algılamanın kolay olduğunu düşünmemize neden oluyor. Uzman yalan saptayıcıları bu işin böyle olmadığını söylüyor. Uzmanlar mikro ifadeyi (yani diğer ipuçlarını) birşeylerin ters olduğuna gösterge olarak kullanır. Ve birine yalancı demeden önce daha fazla bilgi elde etmeye çalışırlar.

Sonuç olarak mikro yüz ifadeleri duygularla ilgili çok şey anlatırken, kandırma ve aldatma hakkında da bilgi sağlar.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Law and Crime

Gönderen: Ruhdoktoru | Ağustos 31, 2009

Psikanaliz Nedir? Çocuk Psikanalizi Nedir?

Psikanaliz sözlük anlamıyla psikolojik fenomeni anlama ve duygusal bozuklukları tedavi etme methodudur. Psikanalize “konuşma terapisi” de denir. Tedavinin bileşenleri seanslardan oluşur. Bu seanslarda hasta; kişisel tecrübeleri, duyguları, fantazileri, ilişkileri, çocukluğu, ebeveynleri ve kardeşleriyle ilgili özgürce konuşması için cesaretlendirilir. Çocuklarda ise kendilerini ifade etme methodu olarak oyun, özgürce konuşabilme olgunluğuna erişene kadar devam eder.

Psikanaliz en iyi şu şekilde tanımlanabilir: Tedavi ve araştırma bileşenleri ile, gelişen ve ilerleyen bir bilim. Psikanalistler insanın içindeki psikolojik dünyayı anlamaya çalışır- insanlar ne yapar (davranışlar), ve neden yaptığını yapar (dürtüler). Bu alan 1800’lerin sonu 1900’lerin başında, Sigmund Freud ile başladı. O zamandan bu yana psikanaliz gelişti ve anlamlı düzeyde değişti. Sonuç olarak bu süreçte psikanalizin insanın psikolojik dünyasını daha sofistike şekilde anlaması ve modern nörobiyoloji ile entegrasyonu gerçekleşti. Bu süreçteki önemli kişiler şunlardır: Anna Freud, Melanie Klein, Sandor Ferenczi, Rene Spitz, Donald Winnicott, Heinz Kohut, Margaret Mahler, Silvan Tomkins, ve Daniel Stern.

Peki, “Çocuk Psikanalizi” nedir? Çocuk analizi, çocukların yaşadığı problemlere yardımcı olmak için oyunların kullanıldığı tedavi ve araştırmalardan oluşur. Amaç çocuğa (ve ebeveynlerine), hislerini ve davranışlarını anlamak için yardımcı olmak

Çocuk büyüyüp ergenliğe doğru ilerledikçe, terapi daha az oyun ve daha çok konuşma içerir. Ebeveynle çalışma, çocuk ve ergen analizinin önemli bir parçasıdır.

Neredeyse tüm “konuşma terapileri” psikanalizden türemiştir.

Örneğin, bireysel terapi, aile terapisi, “danışma”, bilişsel davranışsal terapi (CBT), grup terapisi ve benzerleri. Ayrıca, yeni doğan ve çocuk gelişimini anlamada, çocuk ve ergenlerin yer aldığı psikanalitik çalışmaların önemli katkıları bulunmaktadır.

Tedavi olarak psikanaliz, sık sık hastanın koltuğa uzanıp konuşması ile haftada üç-beş seansta gerçekleşir. Çocuk analizinde en az 2-3 yaşındaki çocuklarla analistin de katıldığı oyunlar ve konuşmalar yer alır, çocuk büyüdüğünde konuşma artarken oyunlar azalma eğilim gösterir. “Psikoterapi” terimi konuşma terapisine atıfta bulunurken, hastanın oturarak katıldığı ve haftada bir-iki seansın devam etmesiyle gerçekleşen bir tedavi yöntemidir.

IH014882Dünya genelinde çok sayıda psikanalitik organizasyonu vardır. Bunların en prestijlilerinden biri Uluslararası Psikanaliz Derneği diğeri de Amerika’daki Amerikan Psikanalitik Derneği (apsa.org)’dir.

Psikanaliz ve psikoterapilerin amacı hastaların yakınmalarını (ıstıraplarını)  dindirmeye, yaşamlarını iyileştirmeye ve yeniden düzenlemeye yardımcı olmaktır. Popüler görüşün aksine, psikanaliz ve psikoterapinin etkililiğini gösteren çok sayıda araştırma vardır. Bu çalışmalardan birkaçını aşağıda bulabilirsiniz.

Leichsenring F, Rabung S (2008). The effectiveness of long-term psychodynamic psychotherapy: A meta-analysis. JAMA 300:1551-1565.

Galatzer-Levy R et al. (2001). Does Psychoanalysis Work? New Haven: Yale University Press.

Terr L (2008). Magical Moments of Change: How Psychotherapy Turns Kids Around. New York: WW Norton.

Fonagy P et al. (2002). What Works For Whom? A Critical Review of Treatments for Children and Adolescents. New York: Guilford.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Child Development

Gönderen: Ruhdoktoru | Ağustos 4, 2009

Balık Yağıyla Daha Zeki Bebekler

42-20180227Bebeğinizin zeki olmasını ister misiniz? Ya da spor dallarında başarılı olmasını? Yapılan birçok çalışma balık yağı tüketiminin size yardımcı olacağını gösteriyor. Bonus olarak, bebeklerin görüş keskinliği de artıyor!

DHA (docosahexaenoic acid), çoğunlukla balık yağında bulunan beynimiz için gerekli olan temel yağlardandır. Az miktarda oluşu depresyonla ilişkilidir (balık yağı depresyon için Prozac’tan daha etkili olabilir).

Hamilelikte DHA maddesi anneden bebeğe geçer. Bu dönemde anne beslenmesiyle yeteri kadar DHA almıyorsa, bu durum doğum sonrası depresyona neden olabilir (diğer bir neden de düşük progesteron).

Yapılan ilk çalışma 109 bebek ve annesiyle gerçekleştirildi. Kordon kanında yüksek düzeyde DHA bulunan bebeklerde, doğumdan itibaren bir sene içerisinde daha iyi görsel, bişilsel ve motor gelişimi gözlemlendi. Uzmanlar şu sonuca ulaştı: ”gebeliğin son üç ayında (beyindeki bağlantıların oluşumunda hızlı bir artış olur) yağ asitleri beyin ve fotoreseptör gelişiminde büyük önem taşır.”

Placebo grubuyla kontrol sağlanan ikinci çalışmada, görüş keskinliğine bakıldı ve hamilelikte az miktar dahi balık yağı tüketilmesinin bebeklerin daha iyi görmesini sağladığı bulundu.

Üçüncü çalışma sonucunda ise gebelikte daha fazla balık tüketilmesi daha zeki bebeklerle ilişkilendirildi. Fakat balıkta civa oranı yüksekse bu etkinin bir kısmı kayboluyor.

42-19835849Bu da doğal yollarla beslenmenin genellikle en iyi yol olmasına rağmen, gebelikte balık yerine balık yağı tüketilmesinin daha iyi olabileceğini gösteriyor. Ayrıca       daha akıllı bebekler için, balık yağı (günde 4 gm) kullanımı gebelikte güvenli olarak gösterildi.

Sonuç olarak balık yağının civa, toksin içermemesine  ve bozulmamış (ekşimemiş) olmasına emin olun.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Child Development

42-16786145

Allah inancı; kişilerde endişe ve kaygıyı önlemeye, stresi azaltmaya yardımcı oluyor. Toronto Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre inanan ve inanmayan kişilerin beyinleri farklılık gösteriyor.

Araştırmacı Michael Inzlicht’in öncülük ettiği iki çalışmada katılımcılara, beyin aktivitelerini ölçen elektrotlarla Stroop task- bilişsel kontrolü ölçen tanınmış bir test- uygulandı. İnanmayanlara kıyasla dindar katılımcıların beynin ön kısmında yer alan anterior cingulate cortex’ (ACC) lerinde anlamlı düzeyde daha az aktivite gözlemlendi. ACC, kontrol ve dikkat gereken durumlarda (örneğin hata yapma sonucu kaygı duyma) bazı sinyallerle davranışı değiştirmeye yardımcı olur. Daha güçlü dini şevk ve imanla, kişilerin yaptıkları hatalar karşısında ACC’ lerinde daha az ateşleme olur ve böylece daha az hata yapar duruma gelirler.

Araştırmanın başında bulunan ve Toronto Scarborough Üniversitesi’nde hocalık yapan Inzlicht durumu şöyle anlatıyor: “Beynin bu kısmını, kişi hata yapınca ya da şüpheye düşünce çalan kortikal bir alarm zili gibi düşünebilirsiniz. Araştırmamız sonucunda dindar insanların ya da en basit şekliyle Allah’ın varlığına inanan kişilerin yaptıkları hatalar karşısında bu kısımda daha az beyin aktivitesi gösterdikleri ve daha az kaygılanıp daha az stres yaşadıklarını gözlemledik.”

Bu ilişkinin, kişilik ve bilişsel yetenekleri kontrol ettikten sonra da güçlü kaldığını söyleyen Inzlicht, dindar katılımcıların inanmayan katılımcılara göre Stroop Task testinde daha az hata yaptıklarını söyledi. Sonuçlar dini inanışların kişiler üzerinde hata yapma ya da belirsizlikle karşılaşma gibi durumlarda sakinleştirici etki yaptığını gösteriyor.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Psychological Science

Gönderen: Ruhdoktoru | Temmuz 16, 2009

Kendine Hakim Olmanın Sınırı

NT5346515Sigarayı bırakmak ister misiniz? O halde çikolata yemeyi alışkanlık haline getirin! Ya da en azından sizin için en cazip yiyeceklere karşı biraz hoşgörülü olun. Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılar Shmueli ve Prochaska yeni bir çalışmayla birkerede birden fazla sağlıklı yaşam davranışını kazanmanın iyi bir fikir olmadığını gösterdi.

Araştırmaya sigara içen 101 kişi ‘yiyecek cazibesi’ çalışmasında yer almak üzere davet edildi. Bu çalışmanın bir nevi meydan okuma olduğunu söyleyen araştırmacılar, katılımcıların bir dizi atıştırmalıklara (çiğ turptan yeni pişmiş brownielere) karşı direnciyle ilgilendi.

Katılımcılar rastgele seçilen yiyeceklerle birlikte (sağlıklı sebzeler veya daha cazibeli hamur işleri) tek başlarına bir odaya yerleştirildi. Görevleri şuydu: asla bu yiyecekleri yeme!

Araştırmacılar katılımcıların yiyeceklerin cazibesine kapıldıklarına emin oldular. Onlardan beş dakikalığına oturup bu yiyecekleri izlemeleri ve  her onbeş saniyede bir çalan zille önlerindeki tabakları yukarıya kaldırıp koklamaları istendi. Ardından onlara bu yiyecekler hakkında ne düşündükleri ve yeme istekleri soruldu.

42-22557729Bu irade testinden sonra katılımcılar on dakika ara verdi ve araştırmacıların önceden belirledikleri, deneyin ikinci safhası başlamış oldu. Katılımcılar bu ara esnasında koridorda ya da dışarıda beklediler.

Peki araştırmacıların tam olarak bilmek istedikleri şey neydi: Sigara içenlerin 10 dakika dinlenme arasında bir sigara yakıp yakmamaları mı? (Evet!)

Aradan sonra araştırmacılar bir Smokerlyzer ile katılımcıların sigara içip içmediğini belirlemek için nefeslerindeki karbondioksit miktarını ölçtü. İşte sonuç: katılımcılardan cazibeli tatlılara direnenler (%53), daha az iştah açıcı olan yiyeceklere direnenlerden (%34) daha fazla sigara içti.

Neden? Elde edilememiş bir istek başka bir isteği güçlendirebilir, yani eğer birini elde edemiyorsanız diğeri size iki kat daha çekici gelebilir. Veya cazibeye direnmek strese neden olabilir, ve stres de sigara ihtiyacını tetiklemiş olabilir. Açıklamalardan biri de araştırmacılardan Baumeister’in kendini sınırlamayla ilgili teorisi. Eğer kişi kendini çok sınırlarsa iradesi güçsüz düşebilir. Bir isteğe direnerek iradenin zayıflamasıyla diğerine karşı direnememe olasılığı artar.

Sonuçlar, sigarayı bırakmaya yönelik yapılan diğer araştıma sonuçlarıyla tutarlı. Beslenmeye ilişkin danışma ya da diet programları gibi sigara bırakma müdahalelerinin başarısızlık oranları sadece sigara bırakmaya odaklanmadan yüksektir. Birkerede yaşam tarzını kontrol altına almaya çalışmak kulağa hoş gelebilir, fakat uzun soluklu değildir, özellikle sigara ve yemek hasretine ilk zamanlarda dayanmak çok zordur.

42-17509605Sonuç: hayatınızda zor bir değişiklik yapmak için uğraşıyorsanız, sizin için önemli olan konular için enerjinizi saklayın. Eğer hem sigara hem de şekerli yiyecekler sizi çağırıyorsa, sizden müsamaha isteyen şekere izin verin. Bu alışkanlığı sonra da bırakabilirsiniz. Ya da yapılan çalışmaları temel alarak şunları söyleyebiliriz: çikolata sizin için iyidir. Ayrıca, belkide birkaç kilo almak daha uzun yaşamamıza yardımcı olabilir.
Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Health Psychology

« Newer Posts - Older Posts »

Kategoriler

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın