
Her başarılı insanın ya da başarılı ilişkilere sahip kişilerin iyi iletişim becerilerine sahip olduğunu biliyoruz. Bu kişilere çoğumuz hayranlıkla bakar ve onlar gibi olmayı dileriz.
Eminim günlük yaşantınızda en iyi anlaştığınız, birlikte vakit geçirmekten en çok hoşlandığınız insanlar sizi dinleyen (dinlediğini hissettiren) kişilerdir.
Dinlenmediğimizi hissettiğimizde kendimizi değersiz hissederiz.
“A: Biliyor musun dün gece başımın ağrısından uyuyamadım..
B: İnan ben de hiç uyuyamadım komşular çok gürültü yaptı. Çok yorgunum..
A: …”
Bu basit diyalogda Bencil B’nin A’yı hiç kâle almayıp kendine odaklandığını fark ettiniz mi? A’nın hissettiği tek şey B için hiçbir önemi taşımadığı oldu. İnanın bunu günlük konuşmalarımız esnasında (çoğunlukla farkında olmadan) çok yapıyoruz. Olması gereken; B’nin A’yı anladığını gösteren birkaç kelimeydi.
“A: Biliyor musun dün gece başımın ağrısından uyuyamadım..
B: Neden ağrıdı acaba, çok yorulduğun için olabilir mi?.. Şimdi nasılsın?…”
Karşımızdaki insana değer verdiğimizi onu dinleyerek gösteririz.
İyi bir dinleyici olarak önce yakın ilişkilerimizle (anne, baba, eş, çocuk) sonra da sosyal yaşantımıza dahil tüm insanlarla daha iyi, daha samimi ilişkiler kurabiliriz.
Size yardımcı olabileceğini düşündüğüm psychology today’de yer alan birkaç öneri:
1. Kulak verin. Dinleme konuşma sırasını bekleme değil; sürece aktif olarak dahil olma ve aşikâr olan ya da ayrıntılarda yatan bilgiyi elde etmedir. Konuşan kişiyle göz kontağı kurun. Beden diline dikkat edin. Yeri geldiğinde başınızı sallayarak, gülümseyerek empati kurduğunuzu belli edin. Canlı görünün. Dahil olun.
2. Konuşmayı bölmeyin ya da saptırmayın. İlgili gibi görünen bazı dinleyiciler konuşmacının fikir trenini raydan çıkartabilir. “İşte ben okula giderken..” diyen konuşmacıya ilgisiz bir dinleyici: “Peki hangi okulu okumuştun?” diye sorarak konuyu tamamen dağıtabilir. Biraz sabırlı olun, yorum ve sorularınız için konuşmacının anlatacaklarını bitirmesini ya da en azından nefes almak için ara vermesini bekleyin.
3. Monoloğa karsı nazikçe müdahale. Az önce konuşmaya müdahale edilmemesi gerektiğini söyledik. Fakat bunun da istisnası var: eğer dinleyici olarak hikayeyi tamamen kaçırdıysanız ya da eğer konuşmacı kaba davranıp size hiç söz hakki vermeden monolog yapmaya başladıysa adım atma zamanı gelmiş demektir. Bu gibi durumlarda şu şekilde araya girmenize müsaade edilebilir: “Durun bir saniye. Anlayamadım. Simdi telefon eden siz miydiniz başkası mı?” ya da: “Bir saniye lütfen, simdi anlamış mıyım bakalım: diyorsunuz ki evinizi 2 kat daha pahalıya sattınız çünkü son anda iki alıcı daha çıktı.” Bu nazik müdahalelerle konuşmacı asıl konuya dönecek ve siz de doğru anladığınızı teyit etmiş olacaksınız.
4. Duyduğunuzu geri yansıtın. Savunmaya geçmeyin. Saldırıya da.. Çoğu insan eğer konuşmacı genelleme yapıyorsa kişisel alabilir ya da kendisine taş atıldığını zannedebilir. Bu yüzden kendini savunmaya başlayabilir. (“Kadınlar aşırı duygusal derken neyi kastediyorsun? Ben şahsen mantık insanıyım!”) Ya da saldırıya geçebilir (Kadınlar duygusal olabilir fakat bu onların empati kurabildiğini gösteriyor, siz erkekler gibi empatiden yoksun değiliz!”). Konuşmanın dargınlıklarla bitmesini istemiyorsanız, duyduklarınızı basitçe yansıtmaya çalışın: “şimdi şunu mu diyorsun: Kadınlar işte istediğini elde etmek için duygularını silah olarak mı kullanıyor?”.
5. Eğer dinlenecek bir şey yoksa. Konuşmacıdan alacağınız pek bir şey yoksa ve uykunuzu getirecek kadar kendi monoloğuna daldıysa o zaman biraz hareket getirmenin vakti gelmiştir, işte tam bu esnada karsınızdakinin ilgisini çekeceğine emin olduğunuz açık uçlu bir soru sorun. Böylece en sönük kişiler bile kendi konuşmasına ilgi duyulduğunu düşündüğünde canlanabilir: hatta en sıkıcı konular konuşma yapan şevkli ve memnunsa sürükleyici olabilir.
Dilerseniz haftada bir gün yukarıdaki maddeleri çeşitli içerikteki konuşmalarınızda deneyin. Büyük ihtimalle yakınlarınız bunun farkına varacaktır; varmazlarsa da şüphesiz ki iyi bir dinleyici olma yolunda sağlam adımlar atmış olacaksınız.
ruhdoktoru.com



Kendini geliştirme – Birey olarak gelişmek ve bilgimizi genişletmek sonu hiç gelmeyen bir süreçtir. Eğer yeni deneyimlere açıksak ve potansiyelimizi kullanmak istiyorsak günlük yaşantımızda dahi kendimizi geliştirebiliriz. Kendini geliştirme; hayata karşı meraklı, ilgili olma ve birey olarak bizi geliştirecek fırsatları aramayla gerçekleşir.
Yapılan bir araştırmayla (Ellison, 1991), bazı dini bağlılıkların yaşam doyumunu artırdığı; dine inanmayla yaşam doyumu arasinda pozitif bir ilişkinin varlığı bulunmuştur. Ellison, yüksek dindarlık düzeyinde bulunan bireylerin yaşam doyumlarının ve kişisel mutluluklarının da yüksek düzeyde olduğunu, ve bu kimselerin olumsuz yaşam durumlarına karşı psikolojik olarak negatif tepki verme düzeylerinin düşük olduğunu belirtmiştir (Grene ve Yoon, 2003).
Çevrenizle olan ilişkilerinize bir göz attığınızda, karşınızdakini ikna etmenin herzaman kolay olmadığını görürsünüz. Kimi zaman anne-babanızı, kimi zaman eşinizi ve çoğunlukla çocuğunuzu ikna etmek zor olabilir. Neyse ki onları daha iyi tanıdığınızda daha isabetli atışlar yapabilir ve daha kısa yoldan hedefe varabilirsiniz. Karşınızdakinin fikirlerini değiştirmeye yardımcı olacak birkaç basit kural var; aklınızda olsun işinize yarayabilir:
Özelikle büyük bir şehirde yaşıyorsanız trafik sizi oldukça meşgul edecektir. Bu yoğun trafikte aracı kullanan kişi eğer sizseniz, diğer araç sürücülerinden kaynaklanan hataları da düşündüğümüzde gününüz kabusa dönebilir.
Evet, eğer siz de agresif bir sürücü olduğunuzu itiraf ediyorsanız; diğerlerine göre daha fazla materyalist, kompulsif, yasaları görmezden gelen ya da ergenlikten çıkamamış olma eğiliminizin normal sürücülere göre daha fazla olduğunu unutmayın. Ya da sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi davranın ve yolların sizin oyun bahçeniz olmadığının farkına varın.
House hem ülkemizde hem de yurtdışında yayınlanan oldukça popüler bir dizi. Ve her gecen gün izleyici kitlesini daha da artırmakta. Hugh Laurie’nin canlandırdığı Dr. House karakteri şüphesiz ki son derece ilginç, eğlenceli ve hazımsız! House sık sık başvurduğu alaycı ve kurnaz tavırlarıyla oldukça gizemli. Gerçek karakterini ve amaçlarını anlamak bir hayli zor, çünkü onları yerine getirmek için ortaya çıkan duyguları ve inandığı şeyler çoğunlukla sahte.
Üstünlük hissi. Evet. House daha iyi hisseder, daha eşsizdir ve çevresindekilerden daha fazla kendi isteklerini yerine getirme hakkına sahiptir. Sezon 7’ye başlarken bu açıdan bazı gelişmeler olsa da, House’un daha çok uzun yolu olduğu fikrine herkes katılacaktır.
Sonuç olarak: biri eğer House’un narsistik eğilimler gösterdiğini iddia ederse buna katılmayabiliriz (en azından tamamen). Fakat eğer birileri bunda ısrar ederse ve onu narsis olarak nitelendirse tablo biraz daha bulanıklaşır. Gerçek şu ki narsizm süreklilikle ölçülür, yani ‘ya hep ya hiç’le var olmaz.
Ebeveynler çocuklarını daha iyi standartlarda yetiştirebilmek için bir işte çalışırken, özellikle anneler (çocukları küçük yaştaysa) bu durumdan ötürü eleştirilebilirler. Neyse ki yapılan bir araştırma annelerin gönlüne su serpiyor. Ekonomi ve Sosyal Araştırma Konsülü’nün finanse ettiği bu araştırma annenin çalışması ve bunun çocuklar üzerindeki sosyo-duygusal davranışları üzerineydi. Araştırma sonuçları gösteriyor ki; küçük yaşlardaki çocuk annelerinin çalışması, çocukların sosyal ve duygusal gelişimleri üzerinde anlamlı düzeyde zararlı bir etki göstermiyor.
İğneden korkmayan var mi? Evet bazı cesaretlilerimiz olabilir, fakat insanı (biraz!) gerdiğini kabul edelim. Web sitelerinde iğnenin acısını azaltacak önlemler arasında genelde ilk sırada bulunan madde: “Dikkatinizi odada başka bir alana yöneltin” seklinde. Fakat bilim adamları bunun aksine direkt olarak vücuda bakmanın acıyı daha da azaltacağını ortaya koydu.
Teknolojinin gelişmesiyle hepimizin hayatında farklı alışkanlıklar ve de farklı eşyalar vazgeçilmez oldu. Hiç şüphesiz cep telefonu bunların en önemlileri arasında. Özellikle yeni nesil, cep telefonlarına bağımlı derecede yetişiyor. Vazgeçilmezleriyse: mesajlaşmak!

Son Yorumlar