Gönderen: Ruhdoktoru | Şubat 4, 2010

Çocuklar Büyüdü Ya Şimdi ?

Çocuk yetiştirmek hiç de kolay olmayan fakat bir o kadar da keyifli olan bir süreçtir. Dün gibi hatırladığınız bebekliği, yeni adım atarken ki sevimliliği, okuldan aldığı ilk karnesinin ardından yaşadığınız heyecan bu sürecin belki de en güzel ayrıntıları olarak zihninizde yer alır. Hızla akıp geçen bu zaman diliminde öncelik hep onun olmuştur. Fakat ona karşı biraz daha sorumluluklarınız azalınca belki de ihmal ettiğiniz birini fark edeceksiniz: eşiniz!

Çocuklarınız büyüyüp size daha az ihtiyaçları olduğunda (doldurulması zor olan ve alışkın olmadığınız bir his) eşler olarak sizi bir araya getiren bağ kaybolurmuş gibi hissedersiniz. Genellikle çiftler kendilerini aralarında yakınlığın bulunduğu partnerler yerine ebeveynliğin bir araya getirdiği ortaklar gibi görür. İşte ilişkinizi yeniden yakın ve samimi hale getirmenize yardımcı olacak üç öneri:

1. Birbirinizle Paylaşın

Nitelikler sizi daha iyi bir ebeveyn yapar. Eşinizle beraber hareket ederseniz, birbirinize destek olursanız ve aranızda güçlü bir paylaşma duygusu varsa daha da iyi bir ebeveyn olabilirsiniz. Üstelik bu ilişkiniz için de son derece faydalıdır. Eşinizle aranızdaki paylaşımları tekrar gözden geçirin. Duygusal ve fiziksel bağlarınızı tekrar keşfedin. Kabul edin bazı şeyler zamanla kayboluyor ve sizin onları geri getirmek için çaba sarf etmeniz gerekli.

2. Kendinize Odaklanın

Aranızdaki yakınlığı tekrar keşfetmenin bir başka yolu da, nasıl bir araya geldiğinizi hatırlamak ve buna odaklanmak. Sizi birbirinize çeken şey neydi? İlk karşılaştığınız zamanlarda birbirinizde sevdiğiniz özellikler nelerdi? Bunları düşünün, farkındalığınızı artırın. Böylece elinizdekinin kıymetini daha iyi anlayacaksınız.

3. Yeniden Öncelik

Çocuk yetiştirme genellikle sizin ihtiyaçlarınızı ertelemeniz anlamına gelir, ve çift olarak ihtiyaçlarınızı öncelik haline getirmeniz için biraz zaman gerekebilir. İlişkinizi yeniden düzenleyin ve tazeleyecek şekilde enerjinizi harcayın (yeniden kur yapan çiftler gibi). Olduğunuz kişiyi tanıyın, saygı duyun ve kutlayın.

Kaynak: One Plus One

Çeviri: ruhdoktoru.com

Gönderen: Ruhdoktoru | Aralık 2, 2009

Ergen Depresyonu: Hüzünden Fazlası

Yetişkinlerin birçoğu için ergenleri anlamak zordur. Özellikle; ergen olan sıradan bir genç (hormonlarıyla sürekli değişen ilişkileri, sosyal çevre ve destek kaynaklarıyla) ve akıl hastalığı bulunan gencin ayrımı bazen zor olabiliyor.

Amerikan İntiharı Önleme Derneği (AFSP) tarafından bu sene hazırlanan bir film, ergenler için depresyonun gerçekte ne demek olduğunu ve onlar için ne ifade ettiğini analiz ediyor. Ergenlerin kendilerini, arkadaşlarını ve yetişkinleri depresyonun semptomları ve belirtileri hakkında eğitme amaçlı olan bu film, depresyonun basit bir “hüzünden fazlası” olduğunu açıkça gösteriyor.

Hüzünden Fazlası: Ergen Depresyonu” adlı filmde dört ergen karakterin depresyonla mücadeleleri anlatılıyor. Karakterlere bir göz atalım:

Lana’nın annesi kızının duygularını anlamaya çalışıyor fakat Lana bir türlü “kendine gelmediği” için bu annesini kızdırıyor.

Ray, içinde depresyonun da varolduğu anormal düzeyde bir anksiyete yaşıyor.

Jake’nin alkol kullanımı öfkesini alevlendiriyor ve daha çabuk öfkelenmesine neden oluyor. Bu yüzden gün geçtikçe arkadaşlarından uzaklaşıyor.

Kırsal kesimde yaşayan Delia, e-mail yoluyla hoşlandığı bir çocukla iletişim halinde (olduğunu düşünüyor), fakat gerçekte yaşıtları tarafından alay ediliyor ve horlanıyor. Sonraları içine çekiliyor ve çevresinden daha izole hale geliyor.

Depresyon geçiren ergenler bu filmde, yaşadıkları kalıplaşmış sorunlarla mücadele ediyor. Filmde; iyi notlar alan, ebeveynleriyle ve arkadaşlarıyla mükemmel ilişkiler kuran”iyi” çocukların depresyonla mücadelesine de yer veriliyor. Baskı unsurları filmde gerçekçi bir şekilde canlandırılmış, ve her bir karakterin olaylar için verdikleri tepki gerçek yaşamda ergenlerin hislerini ve düşüncelerini yansıtır şekilde.

Film ayrıca ergenlerin yardım aldıktan sonra neler yaptığını (detaylara inerek) neyin işe yarayıp nelerin yaramadığını (ilaçlardan terapiye hatta okul değişikliğine) gösteriyor .

En önemlisi de, önleyici mesaj olarak film bizlere depresyonun tedavi edilebilir olduğunu ve nerede yardım almaya başlanacağını gösteriyor.

AFSP ikinci filmi de çekiyor: “Hüzünden Fazlası: Ergenlerin İntiharını Önlemek İçin Bir Rehber”. Bu filmin amacı öğretmenleri ve diğer okul personellerini ergen intiharı hakkında bilinçlendirmek ve eğitmek.

Sınıfta öğrencilerin, intiharı önleme adına farkındalığının artması ve gerektiği yerde yardım istemesi için izletilecek filmler düşünüldüğünde, Amerikan İntihar Araştırmaları Kurumu (AAS) tarafından geliştirilen liste farklı hedef kitleleri için uygun bulunmuştur. “Hüzünden Fazlası” depresyon hakkındadır, spesifik olarak intiharla alakalı değildir fakat AAS’nin desteklediği listede yer alıyor.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Psychology Today

Gönderen: Ruhdoktoru | Kasım 16, 2009

Transformasyonel (Dünüşümcü) Bir Lider Misiniz?

Daha önceki yazımızda daha mutlu ve daha üretken iş alanları oluşturmak için bazı ipuçları vermiştik. Ve çalışanların şirketle ilgili fikirleri için çalıştıkları kurumdan ziyade birebir muhattap olduğu patronlarının daha etkili olduğunu vurgulamıştık. Peki iyi bir lider olmak için ne gibi özelliklere ihtiyaç var?

Günümüzde en popüler liderlik teorisi transformasyonel liderliktir (transformational leadership). Temelde bu liderler grup ya da organizasyonları dönüştürmeye odaklanır, çalışanlarını yüksek performans için motive eder ve onların kendi liderlik potansiyelini geliştirmelerin yardımcı olurlar.

İşte transformasyonel liderliğe dair 4 bileşen (4 I olarak da bilinir):

İdealleştirerek Etkileme (Idealized Influence) – Lider, çalışanları için ideal bir rol üstlenir; konuştuğu yolda yürür, yaptığıyla söylediği birdir (ve bu sebeple takdir edilir).

İlham Verici Motivasyon (Inspirational Motivation) – Transformasyonel liderler çalışanlarını ilham verme ve motive etme yeteneğine sahiptir. İlk iki madde transformasyonel liderinin karizması oluşturmaktadır.

Bireysel İlgi (Individualized Consideration) – Transformasyonel liderler çalışanlarının ihtiyaç ve hislerine içten gelen bir ilgi gösterir. Her bir çalışan için gösterilen bu kişisel ilgi, onların en iyi efor düzeyini ortaya çıkarır.

Entellektüel Uyarım (Intellectual Stimulation) – Lider, çalışanlarını yenilikçi ve yaratıcı olmak için zorlar. Transformasyonel liderlerin “uysal” olması genel bir yanlış anlamadır. Fakat gerçek şu ki, onlar daimi olarak çalışanlarına daha yüksek performans için meydan okur.

Araştırma sonuçları açık bir şekilde işaret ediyor ki; transformasyonel lidere sahip çalışanlar, diğer tipteki liderlere sahip çalışanlara göre daha yüksek seviyede performans ve tatmin gösteriyorlar. Peki bu neden kaynaklanıyor?

Transformasyonel liderler çalışanları için pozitif bir beklenti içinde bulunurken, onların ellerinden gelenin en iyisini yapabileceklerine inanıyorlar. Sonuç olarak, bu liderler çalışanlarına ilham verip, yetkilendiriyor, ve onları normal performans düzeyini aşmalarına teşvik ediyor. Ayrıca, çalışanların kişisel ihtiyaçlarını ve gelişimlerini önemsiyorlar.

Transformasyonel liderlik özelliğine sahip olup olmadığınızı öğrenmek için aşağıdaki maddelere bakabilirsiniz (cevaplarınız: katılıyorum ya da katılmıyorum).

1. Çalışanlarımdan kendim yapamayacağım birşeyi asla talep etmem.

2. Çalışanlarım, neyi talep ettiğimi bildiklerini söyler.

3. Başkalarına ilham vermek herzaman bana kolay gelir.

4. Çalışanlarım, şevkimin ve heyecanımın bulaşıcı olduğunu söyler.

5. Çalışanlarım, onların endişe ve ihtiyaçlarına karşı dikkatli olduğumu söyler.

6. Bir görevi kendim kolayca yapmama rağmen, çalışanlarımın becerilerinin gelişmesi için bu görevi onlara emanet ederim.

7. Takım yaratıcılığı ve inovasyon (yenilik) başarının anahtarıdır.

8. Çalışanlarımı, düşüncenin en temel yolu olan ‘soru sorma’ için cesaretlendiririm.

(1 & 2. soru = İdealleştirerek Etkileme; 3 & 4 = İlham Verici Motivasyon; 5 & 6 = Bireysel İlgi; 7 & 8 = Entellektüel Uyarım)

Transformasyonel liderlik hakkında daha fazla bilgi için:

Bernard M. Bass & Ronald E. Riggio (2006). Transformational Leadership (2nd ed.). Erlbaum.

http://www.mindgarden.com/products/mlq.htm

Çeviri: Meleknur Soylu

Kaynak: Psychology Today

Gönderen: Ruhdoktoru | Kasım 12, 2009

Anksiyete (Kaygı) ile Başa Çıkmanın Beş Yolu

depresyon,anksiyete,kaygıAnksiyeteyle başa çıkma yollarını öğrenme, özellikle yaygın anksiyete bozukluğu (generalized anxiety disorder) olan kişilerin tatminedici bir yaşam sürmesi için oldukça gereklidir. Profesyonel ve kendine yardım (self-help) gibi iyileştirme methodlarının ötesinde bu maddeler size günlük kaygınızla başetmeniz için yardımcı olabilir.

1. Yatışmaya Çalışın

Terapistlerin en yararlı başa çıkma yöntemi yatıştırmadır. Kendinizi yatıştırmayı ve rahatlatmayı öğrenerek yaşadığınız duyguları tolere edebilirsiniz. Bu an sonunda geçecek düşüncesi son derece yararlı olabilir. Önemli olan bunu düzenli yapmak ve buna güvenmekdir.

2. Nedenleri Belirleyin

Yaygın anksiyete bozukluğu olan birçok kişi, kaygısının gerçek nedenini belirlemek için uğraşır. Bunlardan bazılarının nedeninin ‘korku’ olması muhtemeldir. Fakat bazı kişiler de bu nedenleri bulmak için kendilerine izin vermezler. Kendine dürüst olup (ister olmasını istediğiniz birşey olsun ister daha ciddi birşey olsun) nedeni arama, etkin başa çıkma için önemlidir.

3. Problemi Çözün

Anksiyete bizi harekete geçirmeye ve problemleri çözmeye zorlar. Eğer problem üzerinde bazı etkileriniz varsa, hesaplı bir şekilde harekete geçmek kısa vadede kaygının yatışması için harika bir yol olabilir. Ne yazık ki bütün problemler çözülebilir değildir. Kontrol eksikliği ve belirsizliği yönetmeyi öğrenme bir diğer önemli başa çıkma ve tedavi yöntemidir.

umut4. Geçeceğini Unutmayın

Hayatta az şey kalıcıdır. Bu; yaşadığınız stresörleri, içsel fizyolojik durumlarınızı ve  mevcut endişelerinizi de içerir.  Anksiyeteniz alevlendiğinde ve stresiniz arttığında güçlü kalmaya çalışın, inancınıza sımsıkı sarılın ve geçeceğini unutmayın.

5. Gevşeyin

Bazı hızlı gevşeme tekniklerini öğrenmek anksiyeteyle başa çıkmak için harika bir yol olabilir. Kısa bir kas-gevşeme egsersizi yapmak, diyaframdan (göğsünüzden değil) yavaşça nefes alıp vermek, ve hızlı bir farkındalık (mindfulness) meditasyon seansı yapmak beden ve zihni sakinleştirmek için oldukça yararlıdır.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: About.com

Gönderen: Ruhdoktoru | Kasım 4, 2009

Twilight: Kadınlar Ne İster

header

Kan emiciler için oldukça çekiciyiz—zaman kadar eski bir evrimsel hikaye. Rutgers Üniversitesi’nden Helen Fisher’a göre “vampiler temelde kadınlar için herşeyi yapıyor.” Stephenie Meyer’in 42 milyonun üzerinde satan kitabı ve yakında ikincisinin beklendiği filmiyle Twilight serisi, sivri dişlere olan kültürel saplantıyla bir döngüyü daha başlattı.

Kitapevleri; Vampire Academy gibi başlıklarla dolu kitaplarla dolup taşarken, beyaz ekranda The Sopranos’dan sonra en yüksek reytingi HBO kanalında yayınlanan True Blood dizisi yapıyor. İster televizyon ekranında, ister kitap sayfalarında olsun konu başlığı aynı: Vampirler, yani romantizm!

Sıradan romantik starların pek çok çekiciliği vardır.  Louisville Üniversitesi’nden psikolog Michael Cunningham şöyle diyor: “Erkekler için müstehcenlik neyse kadınlar için de romantizm odur.”

Gece sönen ışıklar ve kana susamış bir yaratık, evrimsel görüşe göre dayanılmaz hale gelir. Kadınlar, başarılı bir şekilde babalık yapıp çocuk yetiştirebilecek erkeklerden etkilenme davranışıyla programlıdır. Vampirler genellikle uzun boylu, yakışıklı (yani iyi genleri ve yüksek testesteron kombinasyonunu sinyalleyen) ve dolayısıyla analitik beceriye sahip, dürüst ve kararlı kişilerle tasvir ediliyor. Ayrıca çoğunlukla sağlıklı ve güçlü (kadının ve çocuğunun hayattını sürdürmesine yardımcı olacak kaynaklara erişimini işaret ettiği için daha çekici) resmediliyor.

Bir küçük detay daha: bazı vampirler arabaları zar gibi atarlar ve sonsuza dek yaşarlar.

Ne! Yoksa onlar insan değil mi? Onların tuhaf ve tehlikeli olması gerçeği sadece çekiciliklerini artırıyor. Yeni ve tahmin edilemeyen şeyler beynin ödül sistemini etkinleştiriyor,  dopamini yükseltiyor ve zindeliğe sebep oluyor.

Evrimsel açıdan mükemmel olan bu modeller ve onların keskin kenarları tüm gösteriyi anlatamaz; en büyük cazibe kaynağı olan romantik gerilimi unutmamak lazım. Sıradan bir ölümlü; Shakespeare ve Grimm Kardeşler’in oluşturmada büyük etkisinin olduğu, klasik aşk romanı temasıyla hazırlanmış sahneye adımını atar:  ve yasak aşk.

Ebeveynlerin isteklerine ya da engellerine rağmen—prens ve hancının kızı—yasak aşkı en yoğun haliyle yaşar. Dopamin burada tekrar rol oynar. Hazzın ötesinde bu hormon; odaklanma, motivasyon ve hedefe yönelik davranışlarla ilgilidir. Fisher buna “engellenme çekimi” (frustration attraction) diyor. “Birini elde edemediğinizde, dopamin sistemi aktivasyonu devam ediyor ve denemeye devam etmeniz için size odaklanma ve motivasyon sağlıyor. “

Bütün kültürel fenomenlerde olduğu gibi, fanlar olmadan (çoğunlukla kadınlar) hiçbirşey var olamaz. Fisher bu kadınların yüksek östrojene sahip kişilik tipine ait olabileceğini söylüyor. Bu tip kadınlar, yüksek testesterona sahip alfa erkeklerini (vampirler gibi) çekici bulurlar.

Ayrıca vampir romantizmi vasıtasıyla bu kadınlar, bulundukları köşeden erkeklerin zihnindeki labirentlerin iç yüzünü öğrenebilirler. Cunninghamın kuramına göre kadınlar, vampirlerin karanlık fantezi dünyalarının erkeklerin gerçek dünyasını yansıttığını düşünürler. Bu dünyada: zarar verme ve koruma dürtüsüyle kendi davalarında savaşan kompleks, kederli mahlukların; büyük acılarını görmek, onları önemsemek ve onlara güvenmek için kadınlara ihtiyaçları vardır.

Cunningham şöyle bitiriyor: “Her kahramanın arkasında; çarpık, savunmasız bir erkek vardır. “

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Psychology Today

Gönderen: Ruhdoktoru | Ekim 28, 2009

Kadınlardan Etkilenen Erkekler Aptallaşıyor Mu?

Johan Karremans ve meslektaşlarının Hollanda’da yaptıkları araştırma, karşı cinsiyetle kurulan etkileşimin bilişsel fonksiyonlarda geçici bir düşüşe neden olduğunu ortaya çıkardı.

Yapılan iki çalışmada, katılımcılar ya aynı ya da karşı cinsten bir kişiyle etkileşime girdi (aynı ortamda vakit geçirdi). Ve hem bunun öncesinde hem de sonrasında kendilerinden bilişsel bir görevi (cognitive task) tamamlamaları istendi.

İlk çalışmada 40 erkek katılımcı, aynı cinsiyete nazaran karşı cinsiyetle olan etkileşimleri sonucunda bilişsel görevlerinde (işler belleğin-working memory- sürekli güncelleşmesini gerektirir) daha kötü bir performans gösterdiler. İlginç olan şu ki bu etki, katılımcının bekar ya da romantik ilişkiye sahip olmasından bağımsızdı. Ayrıca katılımcı, karşı cinsten daha çok etkilendiğinde bu etkinin gücü de aynı doğrultuda artıyordu.

İkinci çalışmada, araştırmacılar etkileşimler için bir grup (ilk çalısmadaki gibi) kullanmadı. Onun yerine birbiriyle etkileşimi olan 53 erkek ve 58 kadından oluşan üniversite öğrencileri katılımcı olarak belirlendi. Erkekler bu kez de görev-değiştirme (task-switching) ve ketleme (inhibition) gerektiren daha yüksek bilişsel görevlerin performanslarında azalma gösterdiler. Bununla beraber erkekler, aynı cinsiyetle etkileşime göre karma cinsiyetle olan etkileşimlerinde daha yüksek seviyede izlenim idaresi (impression management) gösterdiler (insanları etkilemek için gösterilen bilinçli/bilinçsiz çaba).

Şunu da eklemek gerekir ki; kadınların ancak karşı taraf üzerinde etki bırakmak istediklerinde, karma cinsiyet etkileşimlerinden sonra bilişsel performanslarında azalma gözlendi.

Tüm bu sonuçlar, karma etkileşimlerde bir faktörün bilişsel fonksiyonları azaltan etkiye sahip olduğunu öne sürmekte. Fakat asıl merak konusu bu etkiye neden olan şeyin ne olduğu.

Araştırmacılar bu etkinin belki de karşı cinse olan öz-sunum (self-presentation) endişeleri nedeniyle gerçekleşebileceğini öne sürüyor. Çünkü izlenim idaresi kolay birşey değildir (sürekli kontrol etme ve buna uygun davranma için dikkatli bilişsel kontrol gerektirir). Çok efor gerektirip, bilişsellik isteyebilir. Böylece bireyin bilişsel kaynakları tükenir ve etkileşim sonucu bilişsel performansında azalma olabilir.

Bu etkinin kadınlara kıyasla neden erkekler için daha çok vurgulandığına gelince, uzmanlar şunu söylüyor: “Eşleşme-oyunu (mating-game)  bakımından, erkekler kadınlara göre karşı cins etkileşimlerini daha fazla dikkate alırlar. ” ve bu sebeple, “karşı cins üzerinde etki bırakmak için daha çok efor sarfederler.”

Araştırmacılar alternatif bir açıklama daha sundular; geleneksel cinsiyet rolleri, erkeklerin karşı cinsle olan ilişkilerinde teşebbüsü başlatan olması gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle erkekler bu beklentiler doğrultusunda daha fazla bilişsel kaynak kullanıyor olabilir.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Journal of Experimental Social Psychology

42-23010726Marcus Buckingham ve Curt Coffman’ın yazarlığını yaptığı ve çok satanlar arasında yer alan First, Break All the Rules adlı kitapta yazarlar, en üretken çalışanları çeken ve kendi bünyelerinde barındıran güçlü iş yerlerini ölçecek bir yol bulmak için Gallup Organization’la birlikte çalışmalar yaptı.

Çalışmalar sonucunda 12 sorudan oluşan bir liste elde ettiler. Bu sorulara eğer çalışanlar ‘evet’ yanıtı veriyor ve iş yerlerinde de mutluysalar, bulundukları iş pozisyonunda en yüksek seviyede üretkenlik, kâr, ve müşteri memnuniyeti elde etme eğilimleri bulunuyor (bu da çalışanların nasıl hissettiği ve nasıl performans gösterdiği arasında bir ilişkinin varolduğunu gösterir).

Bu liste özellikle daha üretken ve daha mutlu çalışma ortamları oluşturmak isteyen müdürler için oldukça faydalıdır. Ayrıca iş arayan ya da iş veren konumunda olanlar için işyerlerini ve iş ortamını değerlendirebilecek kriterler sağlar.

Üstelik işinizde mutlu değilseniz problemi belirlemenizi sağlamak için bu listeye bakabilirsiniz. Size durumunuzu geliştirmek adına stratejiler önerebilir. Şüphesiz herşey sizin kontrolünüz dahilinde değildir; ama belki de patronunuz için bu belirlemeleri yapabilirsiniz. Örneğin #2’nin cevabını ‘hayır’dan ‘evet’e değiştirmek ya da #3’teki sorumluluklarınızı kaydırmak için. Hatta #10’i elde etmek için efor sarfedebilirsiniz.

  1. İşte benden tam olarak ne beklendiğini biliyor muyum?
  2. İşimi doğru bir şekilde yapabilmek için gerekli materyal ve ekipmanlara sahip miyim?
  3. Her gün, en iyi yaptığım şeyi yapmak için fırsatım var mı?
  4. Geçtiğimiz son 7 gün içinde, yaptığım iyi bir iş için kabul ya da övgü aldım mı?
  5. Supervizörüm ya da işten biri beni bir birey olarak önemsiyor mu?
  6. İş yerinde gelişmemi ve ilerlememi cesaretlendirecek biri var mı?
  7. İş yerinde sunduğum fikirler göz önünde bulunduruluyor mu?
  8. Çalıştığım şirketin amaç ve görevi, işimin önemli olduğunu hissetiriyor mu?
  9. İş arkadaşlarım kaliteli iş yapmaya önem veriyor mu?
  10. 10. İş yerinde iyi bir arkadaşım var mı?
  11. 11. Son 6 aydır işten biriyle ilerlemem hakkında konuştum mu?
  12. 12. Geçtiğimiz yıl işte öğrenme ve gelişme fırsatım oldu mu?

İlk sekiz sorunun, işin sonuçlarıyla (üretkenlik, karlılık, elde tutma ve müşteri memnuniyeti) güçlü ilişkileri vardır. Diğer bir ilginç çalışma sonucuna göre ise insanların çalıştığı yerle ilgili fikrini şirketin genelinden ziyade birebir muhatap olduğu patronu belirliyor. Bundan dolayı çalışanların doğrudan yöneticisi en kritik unsurdur- para, fayda, ek gelir ya da en tepedeki karizmatik liderden de öte.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: The Happiness Project

Gönderen: Ruhdoktoru | Ekim 5, 2009

Besin ve Beyin

Konu beslenmeye geldiğinde herşeyin kalorilerle ilgili olduğu düşüncesine kapılabilirsiniz. Sadece bel ve kalçanızı ölçüyorsanız bu fikir doğru olabilir.

Fakat zihinsel sağlığınızı dikkate alıyorsanız bilim adamları farklı bir konu üzerine dikkatimizi çekiyor: ‘doğru çeşit yağ tüketimi’. Bu demek değildir ki kekin içindeki yağın gramını inceleyin ya da haftada kaç kez kırmızı et yediğinizi hesaplayın. Bu konu, beyninizin rutin işleyişi için gerekli yağları tüketmenizle ilgili.

Beyin ve sinir hücrelerinin etrafını saran ince tabaka, yağlardan oluşur. Hislerimiz, düşüncelerimiz ve vücudumuza verilen direktifler; sinyaller şeklinde bu hücreler ve onların yağdan yapılmış uzun kolları boyunca ilerler.

Fakat bu, herhangi bir yağ değildir. Omega-3 yağ asitleri, beynimizin temel yapı bloklarını oluşturan maddelerden biridir. Çoğunlukla deniz ürünlerinde; ayrıca ceviz, lifli yeşillikler ve keten tohumu gibi kalp-damar sağlığını yükselten ve kansere karşı koruyucu olan çoklu doymamış yağlarda bulunur.

Aynı zamanda Omega-3 yağ asitleri, çeşitli zihinsel bozukluklara dikkat çeken zihinsel süreçlerde önemli bir azaltıcı faktör olarak görülür. Beyin hücrelerini çevreleyen zarın yaklaşık %20’si yağ asitleri içerir ve beyin sinyallerinin hızlı bir şekilde hareket etmesi için büyük bir önem taşır.

Araştırmalar gösteriyor ki, zengin omega-3 içeren yiyecekleri tüketen ülkelerde; depresyon, intihar, bipolar bozukluk, doğum sonrası depresyon ve cinayet oranları düşük bulunmuştur.

42-21940995Hücre zarındaki yağ asitleri beslenme yoluyla belli periodlarda yenilenmelidir. Ve bu dengeyi kurmak zordur. Omega-3, omega-6 denilen gerekli olan diğer bir grup yağlarla hassas bir denge içinde var olur.

Sorun şu ki özellikle Amerika’da omega-6 çok fazla tüketilirken, gerekli olan omega-3’ü yeterince tüketilmez. Omega-6 yaygın olarak kullanılan birçok bitkisel yağda mevcuttur. Birçok bakkal ve markette bulunan omega-6′nın çokça tüketildiği kek ve kurabiyeleri düşünün, sonsuza dek taze kalacakmış gibi görünürler.

Ulusal Sağlık Enstitüsü’nden psikiyatrist Joseph Hibbeln, beslenmedeki yüksek miktardaki omega-6’nın A.B.D’nin karşı karşıya olduğu en önemli sağlık problemlerinden biri olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca, soyafasülyesi yağı tüketiminde artış oldu. Kişi başına yıllık tüketim Amerika’da yaklaşık 11kg. ”Soyafasülyesi yağının vücudumuz ve beynimiz için yararlı olduğuna dair bilgiler mevcut” diyen Hibbeln, depresyonda ani yükselişi de içeren birçok sağlık probleminin beslenmemizdeki radikal değişikliklerden olabileceğini belirtiyor.

Bir dahaki sefere markete gittiğinizde krakerlerin, kurabileyelerin ve hatta fıstık ezmesinin içeriğine göz atın. Muhtemelen soyafasülyesi, keten tohumu veya mısır yağı ile paketlenmemiştir. Onun yerine, beyninize ya da modunuza bir iyilik yapın ve ceviz ya da balık yeyin.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Psychology Today

Gönderen: Ruhdoktoru | Eylül 18, 2009

Öğrenciler Neden Başarısız Olur

42-16491027Psikolojik olarak önemli bütün dürtü ve amaçlar 16 evrensel yaşam dürtüleri kombinasyonuna indirildi (“The Normal Personality”). Herkes bu yaşam dürtülerini benimser fakat bireyler bunlara farklı önem sıraları verir. Bir bireyin 16 yaşam dürtüsüne verdiği önem sırası, onun doğal çevresinde nasıl davranışlar sergilediğini çıkarsamamıza yardımcı olur. Bizim bu yaşam dürtüleriyle olan işimiz ise; örneğin okuldaki başarısızlığa neden olan altı yaygın dürtüyü belirlemek. Düşük notlar alan herhangi bir öğrenci bu dürtülerden biri ya da fazlasına sahip olabilir. Herbir dürtü müdahale için farklı bir etkiye sahiptir.

Başarısızlıktan Korkmak. Kimse başarısız olmaktan hoşlanmaz, fakat çoğu insan bu deneyimi önemsemez ve yoluna devam eder. Buna rağmen küçük bir öğrenci yüzdesi, başarısızlığı müthiş yıkıcı bir unsur olarak görür. Başarısız olma ihtimalini ele alıp bunun yerine hiç denemeyince daha az incindiğini düşünen bu öğrenciler, hiç efor sarfetmeyip kendilerini geri çektikleri için başarısızlığa eğilimlidirler. Ebeveynler ve öğretmenler, çabalarını artırmaları ve notlarını yükseltmeleri için onları nazikçe cesaretlendirmelidir.

t42-176910221İlgisizlik. İlkçağlardan beri her eğitimci filozof, insanın öğrenmek için doğal bir merak ve bundan zevk alma kapasitesiyle doğdunu söyler. Ama tümü yanılır. Gerçek şu ki, öğrencilerin kısıtlandıklarında çığlık atmadan ne kadar dayanabilecekleri büyük ölçüde değişiklik gösterir. Ve onlar, eğitim kitapları hususunda doğuştan meraksız olduklarını düşünmekten nefret ederler. Bir orta okul öğrencisi: ”Neden birşeyi öğrenmek zorunda olduğumda kullanabileceğim bir hap icat etmiyorlar? diye soruyor. Bu öğrenciler, entelektüel aktivitelerden, teorilerden ve soyutlamalardan sıkılırlar. Ebeveynler ve öğretmenlerin bu öğrencilere bazı dışsal teşvik ediciler kullanmaları gerekir. Madem ki derin düşünme birçok meslek için gerekli değildir, bu öğrenciler okuldan ziyade hayatta pek çok şey başarabilir.

Kaygısızlık. Öğrencilerin doğası gereği başarıya verdikleri değer de anlamlı düzeyde değişiklik gösterir. Başarıya büyük önem verenler çalışkanlardır, belkide işkolik olmak kaderlerinde vardır. Kimileri de başarıya önem vermezler, kaygısız kalırlar ve boş vakitlerle ilglilenirler. Bu öğrenciler okulda başarısızdır çünkü iyi olmak için hiçbir şey yapmazlar. Okulda ve sonraki mesleklerinde başarısızlık eğilimleri vardır. Ebeveyn ve öğretmenler bu öğrencilerden tam ve sıkı bir beklenti içinde olmalı, akademik eğitimleri için motive edici dışsal teşvik ediciler sağlamalıdır.

Düzensizlik. Öğrencilerin önem sıraları da büyük farklılıklar gösterir. Bazıları durağan, tahmin edilebilir ve düzenli bir günlük yaşamın rahat olduğunu düşünürken, bazıları da kendilerini sınırlamak yerine yüreklerinin götürdüğü yere gitmeyi tercih ederler. Bu öğrenciler düzensiz ve yetersiz olma eğilimi gösterir. Bazı öğretmenler bu öğrencileri itinasız, pasaklı olarak görebilirler. Ebeveyn ve öğretmenler onlara yetenek ve becerilerini organize etmeyi öğretmeliler.

Hırçınlık. Bazı öğrenciler problemlerden uzaklaşmak için öfke ve utangaçlıktan hoşlanmaz. Bazıları da kavgacı ruhlarıyla gurur duyar ve birçok kavgaya, tartışmaya ve münakaşaya bulaşır. Kavgalarla oyalandıkları için okulda başarısızdırlar. Bu öğrencilerin ebeveyn ve öğretmenleri onların kavgacı ruhlarını sosyal olarak uygun aktivitelere (spor gibi) yönlendirmeleri gerekir.

Çıkarcılık. Birçok insan çıkarcıdır. Yeni bir fırsatla karşılaştıklarında sözlerinden dönmeyi hata olarak görmezler. Bu öğrenciler görevden kaçabilir. Örneğin ödevleri kontrol edilmezse yapmazlar ya da öğretmen bakmayınca kopya çekebilirler. Öğretmenleri onları sorumsuz olarak tanır. Ebeveyn ve öğretmenleri bu öğrencilere etik sınırlar dahilinde katı kurallar koymalıdır.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: Parenting

Gönderen: Ruhdoktoru | Eylül 14, 2009

Durun ve Çiçekleri Koklayın – Kokular Stresi Azaltıyor

Kendinizi stresli mi hissediyorsunuz? O halde limon, mango, lavanta ya da diğer güzel kokulu bitkileri koklamayı deneyin. Japonyadaki bilim adamları sunulan ilk bilimsel kanıtlarla, bazı kokuları tenefüs etmenin gen aktivitesini ve kanın kimyasını değiştirdiğini ve bu durumun da stress seviyesini düşürdüğünü buldu.

Yapılan yeni çalışmada Akio Nakamura ve meslektaşları, insanların eski zamanlardan beri belli bitkilerin kokusunu depresyona karşı, ateş düşürmek, stresi azaltmak ve de uykuyu getirmek için kullandıklarını söylediler. Alternatif tıp yöntemlerinden biri olan aromaterapi, duygudurumu ve sağlığı iyileştirmek için çeşitli kokulu yağların kullanıldığı popüler bir yöntemdir. Linalool, duygusal stresi hafifletmek için kulanılan en yaygın koku moleküllerinden biridir. Fakat, şu ana kadar linalool’un vücudumuza olan etkisi derin bir gizemdi.

Bilim adamları laboratuvar farelerini linalool kokladığı ve koklamadığı durumlarda strese maruz bıraktı. Linalool, bağışıklık sisteminde kilit rol oynayan nötrofil ve lenfositlerin yüksek stres seviyelerini normale yakın seviyeye indirdi. Ayrıca linalool koklamak stresli durumlarda aktivasyonu artan 100’den fazla genin aktivitesini azalttı. Araştırmacılar, stresi azaltabilen kokuları belirlemek için yeni kan testlerini temel aldıklarını belirtiyor.

42-18334557Bizim kültürümüzde de eskiden beri güzel kokular ve yağlar önemli bir yere sahiptir. Akıl hastalarının tedavisi hususunda Evliya Çelebi bir örnek olarak şu bilgileri verir. “Yapılışından birbuçuk asır sonra Edirne’de II. Bayezid tarafından tesis edilmiş bulunan vakıf hastahanenin akıl ve ruh hastalarına mahsus bimârhane kısmını gezen Evliya Çelebi burada çiçek yetiştirilerek, onların güzelliği ve kokusuyla hastaların tedavi edildiğinden, bu maksatla bilhassa lâle, sümbül, reyhan, karanfil, nesrin, yasemin, deveboynu çiçeklerinin kullanıldığından… çok iyi netice verdiğinden ” bahsetmektedir.

Çeviri: ruhdoktoru.com

Kaynak: ScienceDaily

Kaynak: İ. Erol Kozak, a.g.e. s. 24.

Eski Gönderiler »

Kategoriler